Hangisi Daha Zor? Sınav mı, Tercih mi?
Haziran ayına sınavlar, temmuz ayına ise lise ve üniversite tercihleri damgasını vuruyor. Öğrenciler henüz tercih süreci başlamadan sınavların kaygı ve stresinin daha yüksek düzeyde olduğunu sanıyorlar ama ne zaman ki sınav puanları ilan edilip iş okul seçimine geldiğinde daha kaotik ve daha travmatik bir sürecin içinde buluyorlar kendilerini.
PUANI YÜKSEK OLAN İYİ OLAN MIDIR?
Ülkemizde liseye ve üniversiteye hazırlık adıyla kavramsallaşan süreç, aslında sadece uygulanan sınavın içeriğine yönelik kapsamlı bir hazırlık olarak niteleniyor. Oysa okul ve meslek seçiminin de bu hazırlığın bir parçası olması gün geçtikçe daha çok önem kazanıyor. Zira sınavda bir performans gösterip puanlar, sıralar ve yüzdelik dilimlere erişen öğrenciler, bu sonuçları nasıl verimli ve doğru kullanacaklarını bilme konusunda yeterli bilgi ve deneyime sahip değiller. Kendilerini yeterince tanımıyorlar, okullar hakkında yeterli bilgiye sahip değiller ve kariyer yolculuklarına nasıl devam edebileceklerine dair net bir bilgiden de genel olarak yoksunlar. Örneğin iyi pirinç konusunda yeterli bilgi ve donanıma sahip olmayan bir birey nasıl ki markete girdiğinde en pahalısı hangisi ise en iyisi de odur yaklaşımı ile alışverişini yapıyorsa son yıllarda öğrencilerin okul tercihlerinde en yüksek puanlı hangisi ise en iyisi odur herhalde düşüncesi gelişiyor. Bu da bir trend ve marka tutkusuna benzemeye başlıyor.
KISA SÜREDE KARAR VERMEK YANLIŞA DÜŞÜREBİLİR
Lise ve üniversite tercihlerinin hem yaş grubu hem de okul türü bakımından tüm yönleriyle aynı motivasyon ve kriterlerle yapılmadığını görüyoruz. Her iki tercih sürecinin de ortak yönleri var. Bir kere süreç çok kısa. 8-10 günlük zaman dilimi içinde öğrencilerin ve velilerin geleceği fazlasıyla etkileyecek ve belirleyecek olan bu hayati kararı hızlıca vermesi isteniyor. Zamanla yarış olunca da yapılması gereken bazı zaruri işlere de ne yazık ki yeterli vakit kalmıyor. Bunların en başında seçilecek okulun görülmesi, fiziki ve akademik koşullarının incelenmesi, eğitim olanaklarının öğrenilmesi, okulun sunduğu pedagojik ve psikolojik desteğin bilinmesi, bilişsel, sosyal ve kültürel etkinliklerden haberdar olunarak seçimlerin yapılması önem arz ediyor. Çoğu öğrenci ve velinin tercih ve kariyer yolculuğunda en ihmal ettiği konularda biri bu.
SALT PUANLAR VE SIRALARLA ALIŞVERİŞ LİSTESİ OLUŞTURMAYIN
Puanlar, sıralar veya dilimler gibi somut matematiksel değerler üzerinden bir seçim süreci yaşanıyor genelde. Puanımın ya da dilimimin yettiği okul benim için en uygunudur düşüncesi hakim. Oysa bu yöntem ile yapılan seçimlerde yanılma payı çok yüksek çıkabiliyor, eğitim ve kariyer hayatı bir ızdıraba dönüşebiliyor.
OKUL VE MESLEKİ ÇEŞİTLİLİĞİ KARAR SÜREÇLERİNİ ETKİLİYOR
Günümüz dünyasında okullar ve kariyer alanları zenginleşiyor ve çeşitleniyor. Bu çeşitlilik içinde çocuğun ya da gencin kendini odaklayacağı okul ya da alanlar da çoğalmaya başlıyor. Seçenekler arttıkça karar süreçleri de zorlaşıyor. Bu çeşitlilik içinde doğru adresi bulmak kadar yanlışa düşmeme kaygısı da tercih sürecini keyifli bir süreç olmaktan çıkarıp mental yorgunluğa dönüştürebiliyor.
YERELE DEĞİL EVRENSELE ODAKLANIN
Teknolojinin ve kitle iletişim araçlarının bu kadar değiştiği ve geliştiği bir dünyada tercihler ve kariyer seçimini yerel ihtiyaçlara göre de yapmamak önemli. Seçilecek okul ya da programın öğrenciye evrensel değerler katabilecek ve dünyanın farklı coğrafyalarında kullanabileceği bir diploma ve sertifika kazandırması da önem arz ediyor. Çok dilli ve çok uluslu bir dünya vatandaşı yetiştiren programlar dünyanın tüm farklı coğrafyasını birer alternatif çalışma alanı olarak sunabiliyorlar. Tercihleri daha geniş bir perspektiften seçmek, daha vizyonel bir bakış açısıyla süreci yürütüp yönetmek gerekiyor.
HERKESİN EN İYİ BİLDİĞİ KONU TERCİH
Tercih sürecinin en önemli sorunlarından biri de bu konuda destek veren uzmanlık eksiklikleri. Hemen herkes kendi eğitim ve kariyer yolculuğu üzerinden birtakım çıkarımlar yaparak kendi çocuğuna, komşunun çocuğuna, akrabasına, eşine, dostuna destek verme çabasına düşebiliyor. Elbette bu desteğin tüm yönleriyle zararlı sonuçlar doğurabileceğini söylemek iddialı olabilir ama bazen onulmaz yaralar açabileceğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Ülkede herkesin her şeyi bildiği üç alandan biri spor, biri siyaset bilimi, diğeri de eğitim ve kariyer danışmanlığı. Bir çocuğun ya da bir gencin geleceğini doğrudan etkileyecek bu süreç profesyonel desteği ve uzmanlığı fazlasıyla hak ediyor.
VELİLER DE SÜRECİN BİR PARÇASI
Özellikle LGS tercihlerinde veliler de sürecin dinamik aktörlerinden birisi. Veliler bu süreçte çocuğun performansı üzerinden bir başarı ve kişilik sorgulaması yapmamaları önemli. Çocukların okul ve kariyer seçiminin karar süreçlerine ortak edilmesi gerekiyor. Başarı veya başarısızlığı kıyaslayarak sürekli öğüt telkin eden bir profil olmaktan da çıkmak gerekiyor. Çocuktan bağımsız kararlar alındığında çocuğun sonraki yaşantısında ve kendi kararlarını vermesi gereken anlarda bağımsızlığını kaybetmesinin zemini hazırlanmış olabiliyor.
